Bazı okurlarımız için önce, ekonomide dolarizasyon kavramını
açıklayarak başlayalım:
Dolarizasyon en basit tanımıyla para ikamesi demektir. Yani
yerli paranın yerine, yabancı ülke parasını kullanmaktır. Kavramdaki dolar
kelimesi dar tanımıyla yabancı parayı temsil eder. Sadece dolar değil başka
dövizlerin kullanılması da mümkündür. Dolar en konvertibl yani değişimi en
kolay para olduğu için genelde böyle durumlarda Amerikan Doları
kullanılmıştır.
Peki para ikamesi niçin yapılır, bir vatandaş niçin kendi
ülkesinin parasını kullanmak yerine, yabancı ülke parasını kullanır? Cevabı
aslında paranın ne olduğuyla alakalıdır.
Para sadece özel tasarlanmış, resimli, rakamlı bir kağıt
parçası değildir. Para üzerinde iki imza bulunan hamiline yazılı bir senettir.
Üzerinde yazılı olan nominal değer, devlet tarafından bir yükümlülük olarak
kabul edilmiştir ve kullanımı devletin egemenlik haklarının olduğu topraklarda
zorunlu kılınmıştır. Kamuya mal olmuş bir varlıktır, kimsenin malı değildir.
Devletimiz kendi vergilerini Türk Lirasıyla toplar, kamu harcamalarını Türk
Lirasıyla yapar. Ölçü birimidir. Elinde tutan kişi ondan istediği gibi
yararlanır. Üzerinde "Türk" tamlayanı bulunan liramız milli
itibarımızı temsil eder.
İşte bu itibar;
Uluslararası ticarette ülke aleyhine tek taraflı döviz kullanılması,
konvertbl kabul edilen diğer bir ülke parasının kullanımı, tahvil getirisinin
dövize endekslenerek enflasyonun resmi dilden kabul edilmesi, ülkenin kredi
notunun düşürülmesi, kamu hizmet bedellerinin dövize endekslenmesi, (köprü, yol
geçişi fiyatlarının dolara endekslenmesi gibi), siyasi istikrarsızlık kaynaklı
ekonomik belirsizlik, para otoritesinin bağımsız karar alabilmesinin mümkün
olmaması, paranın politika karşılığı olmadan gereğinden fazla basılması,
morotoryum, paranın kolay taklit edilebilir basılması, resmi istatistiklerin
sadece döviz cinsinden tutulması, dış borç servisinde gecikme, merkez
bankasının eskimiş kağıt paraları imha etmemesi gibi durumlar yüzünden zarar
görür.
Bundan dolayı ülke vatandaşları satın alım güçlerini,
yatırımlarını ve gelirlerini korumak için döviz karşılığı kira ve maaş
istemeye, ticarette fiyatları dövize şartlayıp, mevduatlarını döviz cinsinden
tutmaya yönelir. Yerli para, memur maaş ödemeleri, bütçe yapımı, kamu harcama
ve gelirlerinde, ihalelerde, kredilerde, muhasebe sisteminde yani resmiyette
doğal olarak kullanılır. Dolaşımda da kullanılır fakat büyük hesaplar
vatandaşın hesap makinesinde döviz fiyatıyla çarpılmak suretiyle. Bu duruma
kısmi dolarizasyon denir.
Paranın basılmaması veya basılamaması (para arzının
olmayışı), savaş, büyük ekonomik kriz ve hiper enflasyon durumlarında ise ülkedeki kullanılan
değişim aracı (yasadışı olsa bile) tamamen yabancı para veya kıymetli madenler
olur. Buna tam dolarizasyon denir.
Tam dolarizasyona örnek vermek gerekirse; eskiden Zimbabve
Doları kullanan Zimbabve, Nisan 2009 yılından sonra ülkede sanayi hasılatı
iyileşene dek para basmayı (senyoraj iktidarını) askıya almıştır. Zimbabve
günümüzde USD, EUR, Sterlin ve Güney Afrika Randı gibi dövizler kullanmaktadır. Venezuelada da durum benzerdir.
1913 yılında basılan birinci tertip liralar altın karşılığı
basılmış sonraki tertipler hazine tahvili karşılığında (egemenlik hakkıyla)
basılmıştır. Sabit kur rejimi ve Türk parasının kıymetinin korunması hakkındaki
1567 sayılı kanun sayesinde ülkemizde o tarihe kadar dolarizasyon pek
görülmedi. Küreselleşme bu işleri değiştirdi, bir çok düzenleme sonrasında da
paramız -1989 yılında serbest kur sistemine geçilmesiyle- konvertbl oldu. Bu
tarihten sonra dolarizasyonun asıl etkilerini görmeye başladık.
TÜRMOB'un açıkladığı son dolarizasyon raporuna göre,
dolarizasyonun temel sebepleri doların değerlenmesi ve TL'nin negatif
ayrışması. Ülkemizde kısmi dolarizasyon mevcut. IMF'ye göre bir ülkenin döviz
tevdiat hesapları, geniş tanımlı para arzı (M2Y) içerisinde %30'a ulaştığında
yüksek düzeyde dolarizasyona girdiği kabul ediliyor. Türkiyede bu oran 20 Ocak
itibariyle %27'ye ulaşmış durumda. Yani sınırda olduğumuzu belirtmişler.
Bu döviz mevduat hesaplarının %58'i gerçek kişilere ait.
Döviz hesaplarının %46'sı ise İstanbulda bulunmakta.
Şöyleki, sadece vatandaş ve özel sektör değil, finans
kurumları da dövizle borç verme eğiliminde. Bu duruma finansal dolarizasyon
denir. Aşağıdaki tabloda bu durumu kolayca kestirebilirsiniz. (Kobi
kredilerinin de yaklaşık 5'te 1'i yabancı para cinsinden)
Merkez bankası bilançosunda kendi basamadığı yabancı
paraların artışı yüzünden TL' ye müdahale mekanizmasının kısıtlanması, para
politikası etkinliğinin azalması, dövizin yükselişiyle fiyat artışları ve
sonrasında enflasyon yaratması, kur belirsizlikleri, faizlerin yükselmesi ve
yatırımların azalması bu durumun negatif sonuçlarını oluşturur. Hatta ani döviz
çıkışları yaşandığında bir kriz durumuyla karşı karşıya kalınabilir ya da böyle
bir şok durumunda döviz borcu olanlar ve döviz tasarrufu olanlar arasındaki
gelir dağılımı adaleti ciddi anlamda bozulabilir.
Böyle bir durumda TCMB'nin temel araçları; faizler, banka
zorunlu karşılıkları, varsa rezerv ve döviz deposu şeklinde kısıtlıdır. Merkez
Bankasının piyasanın sterilizasyonu zorlaşmadan, zamanında ve öngörülebilir
biçimde müdahale etmesi önem kazanmaktadır. Vatandaşların liraya güvenmesi için
önce kamu sektöründe yerli paranın en etkin şekilde kullanılması ardından,
TL'nin ekonominin her alanında teşvik edilmesi gerekir. Birbirinin zıttı
politikalar gerektiren enflasyon ve işşizlik sorunlarına odaklanılmalıdır.
Arz yanlı politikalara karar verilirse uzun vadede döviz
gelirlerini arttıcı, yatırım odaklı bir yol izlenmeli ve lirayla kredi
imkanları genişletilmelidir. Talep yanlı politikalar öncelikli ise güzelce
hazırlanmış maliye politikalarına ve sosyal devletin vatandaşlara
hissetirilmesinde oldukça yarar vardır. Özel sektör yapamıyorsa kamu sektörü de
istihdam yaratabilir.
Amerikanın içe dönük politikalarının sonucu olarak doların
az gelişmiş ülkelerde kıtlaşmasının etkileri iyi analiz edilmeli ve kredi
mekanizmaları sağlam temeller üzerine kurulmalıdır. Varlık Fonu kredi
mekanizmasının başarılı olup olmayacağını ise ilerleyen günlerde hep beraber
gözlemleyeceğiz.
Atilla Mert ÇITAK
27 Mart 2017



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder