27 Mart 2017 Pazartesi

Dolarizasyon Riski

Bazı okurlarımız için önce, ekonomide dolarizasyon kavramını açıklayarak başlayalım:
Dolarizasyon en basit tanımıyla para ikamesi demektir. Yani yerli paranın yerine, yabancı ülke parasını kullanmaktır. Kavramdaki dolar kelimesi dar tanımıyla yabancı parayı temsil eder. Sadece dolar değil başka dövizlerin kullanılması da mümkündür. Dolar en konvertibl yani değişimi en kolay para olduğu için genelde böyle durumlarda Amerikan Doları kullanılmıştır.

Peki para ikamesi niçin yapılır, bir vatandaş niçin kendi ülkesinin parasını kullanmak yerine, yabancı ülke parasını kullanır? Cevabı aslında paranın ne olduğuyla alakalıdır.

Para sadece özel tasarlanmış, resimli, rakamlı bir kağıt parçası değildir. Para üzerinde iki imza bulunan hamiline yazılı bir senettir. Üzerinde yazılı olan nominal değer, devlet tarafından bir yükümlülük olarak kabul edilmiştir ve kullanımı devletin egemenlik haklarının olduğu topraklarda zorunlu kılınmıştır. Kamuya mal olmuş bir varlıktır, kimsenin malı değildir. Devletimiz kendi vergilerini Türk Lirasıyla toplar, kamu harcamalarını Türk Lirasıyla yapar. Ölçü birimidir. Elinde tutan kişi ondan istediği gibi yararlanır. Üzerinde "Türk" tamlayanı bulunan liramız milli itibarımızı temsil eder.

İşte bu itibar;  Uluslararası ticarette ülke aleyhine tek taraflı döviz kullanılması, konvertbl kabul edilen diğer bir ülke parasının kullanımı, tahvil getirisinin dövize endekslenerek enflasyonun resmi dilden kabul edilmesi, ülkenin kredi notunun düşürülmesi, kamu hizmet bedellerinin dövize endekslenmesi, (köprü, yol geçişi fiyatlarının dolara endekslenmesi gibi), siyasi istikrarsızlık kaynaklı ekonomik belirsizlik, para otoritesinin bağımsız karar alabilmesinin mümkün olmaması, paranın politika karşılığı olmadan gereğinden fazla basılması, morotoryum, paranın kolay taklit edilebilir basılması, resmi istatistiklerin sadece döviz cinsinden tutulması, dış borç servisinde gecikme, merkez bankasının eskimiş kağıt paraları imha etmemesi gibi durumlar yüzünden zarar görür.

Bundan dolayı ülke vatandaşları satın alım güçlerini, yatırımlarını ve gelirlerini korumak için döviz karşılığı kira ve maaş istemeye, ticarette fiyatları dövize şartlayıp, mevduatlarını döviz cinsinden tutmaya yönelir. Yerli para, memur maaş ödemeleri, bütçe yapımı, kamu harcama ve gelirlerinde, ihalelerde, kredilerde, muhasebe sisteminde yani resmiyette doğal olarak kullanılır. Dolaşımda da kullanılır fakat büyük hesaplar vatandaşın hesap makinesinde döviz fiyatıyla çarpılmak suretiyle. Bu duruma kısmi dolarizasyon denir.

Paranın basılmaması veya basılamaması (para arzının olmayışı), savaş, büyük ekonomik kriz ve hiper enflasyon durumlarında ise ülkedeki kullanılan değişim aracı (yasadışı olsa bile) tamamen yabancı para veya kıymetli madenler olur. Buna tam dolarizasyon denir.

Tam dolarizasyona örnek vermek gerekirse; eskiden Zimbabve Doları kullanan Zimbabve, Nisan 2009 yılından sonra ülkede sanayi hasılatı iyileşene dek para basmayı (senyoraj iktidarını) askıya almıştır. Zimbabve günümüzde USD, EUR, Sterlin ve Güney Afrika Randı gibi dövizler kullanmaktadır. Venezuelada da durum benzerdir.

1913 yılında basılan birinci tertip liralar altın karşılığı basılmış sonraki tertipler hazine tahvili karşılığında (egemenlik hakkıyla) basılmıştır. Sabit kur rejimi ve Türk parasının kıymetinin korunması hakkındaki 1567 sayılı kanun sayesinde ülkemizde o tarihe kadar dolarizasyon pek görülmedi. Küreselleşme bu işleri değiştirdi, bir çok düzenleme sonrasında da paramız -1989 yılında serbest kur sistemine geçilmesiyle- konvertbl oldu. Bu tarihten sonra dolarizasyonun asıl etkilerini görmeye başladık.

TÜRMOB'un açıkladığı son dolarizasyon raporuna göre, dolarizasyonun temel sebepleri doların değerlenmesi ve TL'nin negatif ayrışması. Ülkemizde kısmi dolarizasyon mevcut. IMF'ye göre bir ülkenin döviz tevdiat hesapları, geniş tanımlı para arzı (M2Y) içerisinde %30'a ulaştığında yüksek düzeyde dolarizasyona girdiği kabul ediliyor. Türkiyede bu oran 20 Ocak itibariyle %27'ye ulaşmış durumda. Yani sınırda olduğumuzu belirtmişler.


Bu döviz mevduat hesaplarının %58'i gerçek kişilere ait. Döviz hesaplarının %46'sı ise İstanbulda bulunmakta.


Şöyleki, sadece vatandaş ve özel sektör değil, finans kurumları da dövizle borç verme eğiliminde. Bu duruma finansal dolarizasyon denir. Aşağıdaki tabloda bu durumu kolayca kestirebilirsiniz. (Kobi kredilerinin de yaklaşık 5'te 1'i yabancı para cinsinden)


Merkez bankası bilançosunda kendi basamadığı yabancı paraların artışı yüzünden TL' ye müdahale mekanizmasının kısıtlanması, para politikası etkinliğinin azalması, dövizin yükselişiyle fiyat artışları ve sonrasında enflasyon yaratması, kur belirsizlikleri, faizlerin yükselmesi ve yatırımların azalması bu durumun negatif sonuçlarını oluşturur. Hatta ani döviz çıkışları yaşandığında bir kriz durumuyla karşı karşıya kalınabilir ya da böyle bir şok durumunda döviz borcu olanlar ve döviz tasarrufu olanlar arasındaki gelir dağılımı adaleti ciddi anlamda bozulabilir.

Böyle bir durumda TCMB'nin temel araçları; faizler, banka zorunlu karşılıkları, varsa rezerv ve döviz deposu şeklinde kısıtlıdır. Merkez Bankasının piyasanın sterilizasyonu zorlaşmadan, zamanında ve öngörülebilir biçimde müdahale etmesi önem kazanmaktadır. Vatandaşların liraya güvenmesi için önce kamu sektöründe yerli paranın en etkin şekilde kullanılması ardından, TL'nin ekonominin her alanında teşvik edilmesi gerekir. Birbirinin zıttı politikalar gerektiren enflasyon ve işşizlik sorunlarına odaklanılmalıdır.

Arz yanlı politikalara karar verilirse uzun vadede döviz gelirlerini arttıcı, yatırım odaklı bir yol izlenmeli ve lirayla kredi imkanları genişletilmelidir. Talep yanlı politikalar öncelikli ise güzelce hazırlanmış maliye politikalarına ve sosyal devletin vatandaşlara hissetirilmesinde oldukça yarar vardır. Özel sektör yapamıyorsa kamu sektörü de istihdam yaratabilir.

Amerikanın içe dönük politikalarının sonucu olarak doların az gelişmiş ülkelerde kıtlaşmasının etkileri iyi analiz edilmeli ve kredi mekanizmaları sağlam temeller üzerine kurulmalıdır. Varlık Fonu kredi mekanizmasının başarılı olup olmayacağını ise ilerleyen günlerde hep beraber gözlemleyeceğiz.


                             Atilla Mert ÇITAK
27 Mart 2017


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder